3 Mart 2015 Salı

NEDEN BU MESLEK? - 15 Mart'ı hayatının büyük günü olarak ilan edenlere -

 Bir yerden başlamak lazım hayata. Hayatın ilk basamağına basıp bir yerden başlamak. Yada yön vermek yaşadığın şartlara veya isteklerin doğrultusunda düzenlemek ileride gerçekleşecek olan hayatını. Kendi dünyanı. Senin yaşam sınırların içerisinde olacak olan düzeni düşe kalka, deneyip yanılarak belkide bir hatta birden fazla sınava tabi tutularak..
Ben 13 yaşındaydım bu mesleği yapma kararımı aldığımda yani 7. sınıfta.. Benim zamanımda 6. sınıftan itibaren başlıyordu liseye yerleşmek için gireceğin sınavlar. 6. sınıfta da 7. sınıfta da 8. sınıfta da ailemi şaşırtarak çok iyi bir ortalama ile karşılaşmamıştım sonuçlar açıklandığında bilgisayar karşısında. Ailemin yemek yapmak için okul mu okunurmuş biz sana öğretirdik yumurta kırmayı demesine aldırmamıştım hiç...


  Tercih günü geldiğinde istediğim okulların tercihini yapmıştım 
sonuçlar açıklandı ve sonuç sınav neticeleri gibi hüsran. Dedim ki olmayacak Betül boş ver ailen haklı. Öncesinde torpille 460 taban 480 tavan puan olan Gazetecilik bölümüne çok güzel bir tarihe sahip, öğretmenleri ve öğrencileri ile çok iyi anılan bir liseye yazılmıştım en başta. Mutlu muydum dedim sonra, gerçekten bunu istiyor muydum ? O kadar insanın girmek için uğraştığı dershanelere onca masraflar yapıp okumak istediği bölüme yazılmıştım. Bir yandan da sırf bunun için şükret diyordum. Betül şükret, o kadar kişi arasından sen bu bölümdesin hemde bu puanla. Puanımı söylemiyorum, söyleyemiyorum. Neyse 2. tercih tarihleri belli olduğunda ben tekrar tercih yapmıştım ve ailemin haberi olmadan. İstediğim bölümü kazanmıştım ve bu sefer aileme söyleyememe durumu filizlenmişti. Velhasıl kelam ben orta seviyeli bir liseye kayıt oldum. Ardından fazlasıyla güzel insanlarla tanıştım ve iyi ki dedim iyi ki bu bölümdeyim. İçimde gazetecilik sadece bir merak ile kaldı. Okusaydım nasıl olurdu onu bende bilmiyorum. Ama mutluydum mutfakta o kokular içinde yaşamaktan, her günümün bir önceki günden farklı bir tarife yer vermesinden, yanmış-dibi tutmuş ve hatta kül olmuş yemekleri yapamamaktan gurur duyuyordum. Evet! Gurur duyuyordum. Çünkü öyle olmaması gerektiğini öğreniyor ve gün geçtikçe bir atın şaha kalkması gibi mutfakta şahlandığımı okul sıralarında kalem tutmaktansa mutfakta bıçak tutarak öğrenim görmekten memnundum, takii gerçek bir mutfakla karşılaşana kadar.İlk mutfak deneyimimi yaşadığımda 16 yaşındaydım. O soğuk 4 duvar arasına girdiğimde 16 yaşında bir kız çocuğuydum ama bir o kadar da 12 saat ayakta çalışmak için gelen siparişlere koşturmak için hatta ve hatta ustalarımdan azar işitmek için can atıyordum. İlk girdiğimde yaşadığım korkuyu anlatamam sizlere. İlk önce alacarte mutfakta anneler günü için sarma sarmakla başlamıştım bu sınava Allah 'tan ilk soru çalıştığım yerdendi. Sonraki gün pastahanede açtım gözümü. Hummalı bir çalışma içerisinde anneler günü için hazırlık yapıyorduk. Mesaimin 8 saat olmasına rağmen 8 saat pastahanede geriye kalan 4 saat ana mutfakta banquet hazırlığı yapıyordum. Siparişlerin volkan gibi patladığı anlarda ana mutfaktan alacarte mutfağa  gönderiyorlardı beni ve anlamıştım benim asıl tecrübemin okuyarak olmayacağını. Git gide hırsım büyüyor ve boş olan mutfağa girip bir şeyler yapıp ustalarımın vakitlerini bana ayırmalarını istiyordum. Sonrasında liseyi belli başlı başarısızlıklarla ama sonucunda lise 4. sınıfta takdir belgesi alarak tamamlamıştım. Bununla övünmüyorum ama eğitim hayatımda bir o oldu söyleyebildiğim onu da çok görmeyin :)
Ardından hayatıma gerçekten yön verecek yada maalesef vermek zorunda olan o sınava girecektim. Girdim, bitti, sonuçlar açıklandı tabii ben yine Hacettepe de tıp fakültesi okuyacak kadar yüksek bir başarı elde edememiştim. Nasıl olsa bu bölümde ilerleyecektim ve 2 yıllık yatay geçiş hakkımı kullandım şuan Yalova Üniversitesi Aşçılık 1. sınıftayım, 18 yaşındayım ve hala iyi ki diyorum.
1. dönemi yüksek onur belgesi ile tamamlamıştım. ( Bütün öğrencilik hayatım boyunca övüne bildiğim 2. belgede buydu zaten ) 
___

Bunları buraya yazmamın sebebi Üniversite sınavına girecek ve bu bölümü düşünen arkadaşlara küçük bir dip not olarak paylaşmaktı, isterseniz yukarıdaki uzunca yazıyı okumaya bilirsiniz. Şimdi başlıyoruz asıl neden bu mesleği seçmeniz yada seçmemeniz gerektiğine. Bugünkü yazımın konusu NEDEN BU MESLEK ?
___

Sence bu meslekte olmalı mısın? 
10 hatta 12 saat boyunca çalışmaya ayaklarının nasır tutması dışında el baş parmağı ve işaret parmağının tam ortasındaki yerin nasır tutmasına, eline-yüzüne-koluna-gözüne yağ patlamasına,
9/5 mesai yapanlar gibi parfüm kokmak yerine yanmış yağ kokmaya yada kliması çalışmayan mutfaklarda ter ile birlikte pastırma kokmaya ve yine aynı mesai de çalışanlar gibi tertemiz giyinmek yerine kimi zaman kan kimi zaman krema lekeli önlükler, sabah çamaşırhanede kendi ceketini bulamayıp kendinden 4 hatta 6 beden büyük olan ustalarının ceketlerini giymeye, bayramlarda-özel günlerinde tatil yapmayıp tatil yapanlar için çalışmaya...
Dahası mı ?
 Hastahane randevularını bile mesai saatine göre veya izin gününe göre seçmeye, 
izin gününün değişimiyle 20 gün izin kullanamamış olmaya ve buna rağmen o mutfaklarda senden üstün olan kişilerin tonlarda sözüyle pişmeye, senin boş olmadığını görüp ayağını kaydırmak için uğraşan o şef yalakası olan insanlarla çalışmaya, gecenin 2 sinde zil zurna sarhoş olan misafirlere yemek beğendirmeye, bütün hayatın boyunca vücudundaki o yanık-kesik izleriyle yaşamaya, 
kasa taşımaktan-depo taşımaktan katlanamayacağın bel ağrısına belkide ciddi rahatsızlıklarla karşı karşıya gelmeye, mutfaklarda o kan donduran muhabbetlere şahit olmaya, canlı canlı balık-av hayvanı- sürüngen pişirmeye, ve hatta kara bulaşıkhanede koca koca kazanların içerisinde yüzen steward abiye yardım edip boyundan büyük kazanları yıkamaya dahası aklıma gelmeyen onca işi yapmaya en kötüsü de bunları bir gün içerisinde yaşayıp dışarıda amaaan canım aşçılıkta ne var? İki karıştırıp tuzunu ayarlamak mı zor geliyor size ben onu tek parmağımla yaparım asıl bizim işimiz zor, bütün gün müşterilerin onca sorunlarıyla alakadar olmak zor diyenlere, ki bu cümlelerin aslı şudur; bütün gün sandalye başında oturup tırnak törpülüyoruz, futbol muhabbeti yapıyoruz, iskambil oynuyoruzdur. Bunca yaşadığın olay üzerine bu sözleri duymaya hazırsan. 
Eve gittiğinde de bütün gün içerisinde yaptığın alevli yiyecekler haricinde mercimek, tarhana, nohut, kurufasülye pilav yerim bana ağır gelmez diyebiliyorsan ( -ki kurufasülyenin yanında da soğan çok güzel olur bir de yayık ayranı oof ben bi fasülye ıslatıp geliyorum 1 sn ) 
Geldim. Nerede kalmıştık.
Evet!
 Kardeşim sen bunlara ve daha aklıma gelmeyen yazamadığım onlarca olaya hazırsan bunları yaşayacak kadar sabrım var diyorsan sen de burada olmasın. 

[ Ya peki Betül bu mesleğin hiç mi güzel yanı yok ? ]
[ Pek tabii var. Onları da hemen şöyle sıralayayım. ]

Yaptığın yemeğin karşındaki insana verdiği mutluluğu yüz ifadesinde ve tek bir tebessümü ile görmeye, tonlarca kişiyle tanışıp güzel olan hikayelerini dinlemeye, yemekhanede yapılan o personel doğum günlerine, yemekhanede yemek yerken gün içerisinde yabancısı olmadığın simalarla karşılıklı oturup yemek yemeye, mutfaktan çıkınca ustalarında abla kardeş veya ağabey kardeş olmaya, yemekhanede ustalarınla aynı masaya oturmaya nail olmaya, eğer pastacıysan iş çıkışı buram buram çikolata kokmaya, işlerin karıştığı mutfağın hallaç pamuğuna döndüğü o 4 duvar arasında sağlam dostluklar kurmaya, personel eğlencelerinde yaşanan o komik olaylara, mutfakta hiiç iş yokken ustalarınla muhabbet edip hiç fark etmeden de hayat ile ilgili bilgi almaya...
Dahası mı ?
Dahasını da yaşayıp öğren derim. 
Eğer sen bu güzelliklere hazırsan sen de hoş geldin kardeşim. 
Bu dünya ya hoş geldin...





Son bir cümle söylemek gerekirse:
 Bakmayın benim okuduğuma bu meslek kalemle değil bıçakla öğrenilir..
                                                                  B.E



BANA ULAŞMAK İÇİN;
Gmail: betuledepli@gmail.com
İnstagram: betuledepli
Twitter: BetulEdepliii



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder